Thomas Piketty 2013 yılında “21. Yüzyılda Kapital” isimli tartışma yaratan kitabini yayınladı. Kitap, 200 yıldan uzun bir sure içinde büyük sermaye sahiplerinin varlıklarındaki değişimi ve temel ekonomik değerlere oranlarını inceliyor. İstatiksel tespitleri ve teorik varsayımları belli noktalarda eleştirilen bu eser, yine de eşitsizlik kavramına zamansal bir yorum getirdiği için tarihsel çalışmalar için önem taşıyor.
Piketty’nin modern kapitalizmin eleştirisi olan kitabını büyük bir zevkle okurken Atilla Yayla’nın 31 Mayıs’taki köşesinde eser hakkında yazdıklarına denk geldim. Açıkçası uzak olduğum ekonomi üzerine yazılmış bu kitabı ele almamdaki neden Yayla’nın bu eleştirileri. Piketty’nin Huffington Post’da çıkan “beni eleştirenlerin çoğu kitabimi okumak zahmetine henüz girmedi” sözünü anımsatır bicimde, Yayla, okuduğu eleştiri yazılarından yola çıkarak, çoğu zaman da kopyala-yapıştır yaparak, “Piketty nerelerde yanılıyor?” isimli kısa köşe yazısında kitabı acımasızca yerdi. Acımasızca diyorum, çünkü bir eserin okunmadan eleştirilmesi herhalde o esere yapılan en büyük acımasızlık.
Sonuç bölümünden baslarsak, Atilla Yayla, daha geçen sene Fransızca orijinalinden basilmiş, aylar önce de İngilizce versiyonu çıkmış olan neredeyse 700 sayfalık bir kitap için şu yorumu yaparak yazısını bitiriyor : “Bence, Piketty’nin kitabi devletçi iktisat anlayışının kendini yenileme gücünün somut bir kanıtı olmanın ötesine geçemiyor.”. Yazının tamamının bu sonuca götürecek gözlemleri bulundurduğu düşünülebilir. Ancak öyle değil. Yazı bastan sona okunduğunda bir internet sitesinde yayınlanmış ve Piketty’yi eleştiren iki makalenin “kopyala-yapıştır- çevir” yöntemiyle kullanıldığı anlaşılıyor. Öyle ki yazıda kitabin gerçekten okunduğunu gösteren orijinal bir eleştiri bulunamıyor.
Hakkini yemeyelim, Yayla “Ben, bu yazıda, mises.org'da yayımlanan Hunter Lewis ve Peter Klein'e ait iki yazıdan da yararlanarak, bazı eleştirileri ifade etmek istiyorum” seklinde bir tümce ile “durumu kurtarmak” istemiş. Halbuki, bir makalede başka bir yazardan “da” yararlanıldığının yazılması, o makaledeki “kopyala-yapıştır” mantığını ne kadar meşru kılabilir? Bir gazete köşesinde olsa bile, kişinin bir sitedeki düşünceleri kendi düşünceleri gibi aktarması her halde kabul edilemez. Özellikle konumuz olan yazının sahibi bir profesörse.
“21. Yüzyılda Kapital”, genel olarak sermaye varlıkları ile büyüme arasındaki oranın 18. yüzyıl sonundan itibaren değişimini istatiksel olarak inceliyor. Aynı zamanda yüzyıllar boyunca büyüme, demografik değişim, enflasyon oranları ve hatta üniversite yatırımlarıyla ilgili verilerle bu değişimi yorumluyor. Buna göre, sermayenin geri dönüş oranı toplam gelire göre arttığı surece, ki bu kapitalizmin kuralı, varlıklar bir zümrenin elinde toplanıyor. Böylece ekonomik büyüme ya da ortalama yurttaşın kazancı belli bir oranda gerçekleşebildiği için eşitsizlik makası açılıyor. Özellikle kitabin üçüncü bölümü kapitalizmin gerçeği olan gelir dağılımındaki tarih boyunca artan eşitsizliği tekrar gösteriyor. Örneğin, Avrupa’daki en zengin yüzde 10’luk kesimin servetinin genele oranı 20. yüzyıl ortalarına kadar Amerikan zenginlerinin yakaladığı orandan daha fazla. Avrupa’da 19. yüzyılda çok yüksek olan eşitsizlik; savaşlar, ekonomik bunalımlar ve sonrasında gelen refah politikalarıyla düşüşe geçiyor. Ancak 1970’lerdeki petrol bunalımlarıyla başlayan ekonomik büyümedeki düşüş bugüne kadar zenginlerin varlıklarında tekrar artışa neden oluyor. (Piketty, 2014, 349-350) Amerika ve İngiltere’de ise, 1970’lerde sosyal devletten ödün veren politikalarla gelir eşitsizliğindeki artış pahasına ekonomik büyümede toparlanma yakalanıyor (Piketty, 2004: 98). Kısacası, savaş, bunalım ve devlet vergilendirmesi gibi dönemlerde en zengin kesimin mal varlığında azalma görülüyor. Dünyadaki su anki durum anlaşıldığı üzere en zengin kesimi daha da zengin kılıyor ve eşitsizlik makasını daha da açıyor.
Piketty eşitsizliği azaltacak bir dizi öneri sıralıyor. Bu önerilerin en çok ses getireni, en zengin kesimin varlık kazançları üzerinde vergilendirmeye gidilmesi (Piketty, 2014, 471, 532). Aslında Piketty bunu sadece gelir eşitsizliğinin değil, ayni zamanda sosyal eşitsizliğin azaltılması için öneriyor. Ancak liberal yazarlar daha çok gelir eşitsizliği ve vergilendirme konusundaki görüşlerine itiraz ediyorlar. Onlara göre mevcut düzen gerçek kapitalizm değil. Kapitalizmin aslına dönülse bu problemler ortadan kalkacak. Örnek olarak, Hunter Lewis yazısında kriz öncesi dönemlerin genelde “crony capitalism”, Piketty’nin kitabında ise “patrimonial capitalism” diye gecen, ve kısaca büyük sermaye sahiplerinin devletin piyasaya sürdüğü parayı hükûmet üzerindeki ilişkilerini de kullanarak manipüle etmesi anlamına gelen bir eğilimin sonucu olduğunu ifade ediyor. Lewis’e göre eşitsizliğin nedeni aslında bu manipülasyon, kapitalizmin doğası değil. Atilla Yayla’nın Lewis’ten “izinsiz aldığı” tümcesinde görüldüğü gibi (“Es-dost kapitalizmi kapitalizmin tersidir”), serbesticiler, sermaye sahiplerinin hükûmet ilişkilerini suistimal etmesinin kapitalizmin genel ahlakına uymadığı düşünüyor. Buna göre kriz öncesi donemler genelde kapitalizmin kuralıyla bağdaşmayan bu suistimalin ürünleri. Yoksa görünmez el sayesinde gelir eşitsizliği azalacak. Piketty’nin ise sorduğu soru şu: 21. yüzyılda bu patrimonyal ilişkilerin etkisi altındaki siyasi kurumlar kapitalizmin yarattığı eşitsizliği nasıl durduracaklar? (Piketty, 2014: 471)
Pikkety yüksek gelir üzerinde vergilendirmeyi sosyal politikalar için kullanılması şartı ile öneriyor. Aşırı zenginden alınan vergi ile sağlık, eğitim ve emeklilik gibi sosyal politikanın düşük gelirli üzerindeki olumlu etkisinin artması sayesinde eşitsizlik bir nevi azaltılmış olacak. Elbette buradaki eşitsizlik yalnızca maddi bir eşitsizlik değil, sosyal eşitsizlik. Piketty’ye göre sosyal alandaki eşitsizlikle savaşmanın altyapısını bizzat tarihsel beyannameler oluşturuyor. Amerikan Deklarasyonunda herkesin mutlu olma hakki, ya da Fransız Deklarasyonunda eşitliğin bir norm olarak verilmesi önemli örneklerden. (Piketty, 2014 : 479-480). Görüldüğü üzere, Piketty’nin istatistiklerle dayandırdığı nokta kapitalizme karşı devlet müdahalesinin sosyal haklar adına düşünülmesi. Çünkü, diyor Piketty, zenginlik tarih boyunca aileden geçen bir niteliktir ve varlığın belli bir zümrede yoğunlaşmasının önüne geçebilecek tek sosyal kurum devlettir. Bu kurum da eşitsizliğe uğrayanlar adına sosyalliğini korumak zorundadır.
Bir diğer eleştiri Piketty’nin varlıklardaki artışı sayı olarak göstermeye çalışması (Piketty, 2014: 49). Bu eleştiriye göre varlıkların niceliği değil niteliği önemlidir ve ekonominin büyümesine asıl katkı yapan budur. Bir diğer deyişle, varlıkların tam olarak sayı cinsinden gösterilmesi imkansızdır. Bu metodolojik yönden önemli bir nokta. Varlıkların niteliği, örneğin, zengin kesimin üretim ve işlem hacminin yanı sıra çalışanlarına yaptığı ödemeler ile ekonomiye yaptığı münhasır katkı tam olarak sayı ile gösterilemeyebilir. Ancak varlıkların niteliği de bizi ekonominin sosyal yönüne götürüyor, yani sosyal eşitsizliğe. Toplum içinde çıkar sahiplerinin birbirleriyle ilişkileri fırsat eşitsizliğinin doğasında bulunduğu bir ağı, kapitalizmin sosyal yönünü oluşturuyor. Bu ağ içinde en zenginler sosyal kaynaklara daha kolay ulaşıyor, mesela, her zaman daha iyi eğitim alıyor, ve gerektiğinde yönetime lobi faaliyeti yaparak varlıklarını daha da artırabiliyorlar. Bir diğer deyişle, patrimonyal kapitalizm kapitalist sistemin doğal bir sonucu. İşte Piketty’nin ilgilendiği nokta zaten bu: en zengin sermaye kesiminin sosyal eşitsizliğe daha fazla yol açmasının önüne geçmek.
Son olarak, Piketty’nin onca teknik veri arasında yaptığı tarihsel vurgular ilgi çekici. Örneğin, 18. ve 19. yüzyılda İngiliz ve Fransız devletlerinin zengin yaratma politikası ile tavan yapan eşitsizliği Honoré de Balzac ve Jane Austin gibi yazarların romanlarına atıflar yaparak anlatması etkileyici. Bütün bunlar toplandığında, Piketty’nin 1770’den itibaren basta İngiltere, Fransa ve ABD’de olmak üzere büyüme, sermaye, nüfus gibi alanlardaki değişimi gösteren verileri ve yorumları her kesimden entelektüelin ilgisini çekiyor. Dahası, verilerin tarihteki değişimini açıklaması ve örnekleri de yalnızca ekonomi değil, tarihsel sosyoloji çalışanlar için de büyük önem arz ediyor. Thomas Piketty’nin kitabı, Atilla Yayla’nın yaptığı gibi başka eleştiri yazılarından “esinlenerek” değil, okunarak eleştirilecek bir kitap.
Piketty, Thomas (2014). Capital in the Twenty-First Century. Cambridge MA: Belknap Press. 696pp.
1 yorum:
Yazinizi okudum. Kitapta bulunan chart'lar incelenseydi daha vurucu bir yazi olabilirdi. Saygilarimla.
Yorum Gönder