YERKısım I: Kaledeki Hayhuy -1 -Tufan geride kalacak, yalnızlığınındinginliğinitadacaksın.-Ama.. Kimsiniz? -Tufan geride kalacak, geçecek… - Fakat kapımızda… -Kendinde bulacaksın ışığı, benim kim olduğum önemsiz, sahi hep isimlerde aradın hakikati, ne önemi var kimliğin, sahibi bir yansımandan ibaret oldukça? -dışarıda bekleyenler… -fırtınaalır götürür… -çok fazlalar -onlar? Peki ya rüzgâr sana da tesir edemez mi, sence? … …irkilerek uyandı. Sırılsıklamdı. Omzunda titrek bir el çıkarmıştı onu hayal sahnesinden “efendim sayıkladınız, bu halde uyandırmak istemezdim”. Gencin kafasısacları gibi karışmıştı. Omzunu silkerek üzerine tam oturmuş ancak uzun sure giymekten rahatsızlık veren deriden tuniğiniçekiştirdi. Keşke bilinmeyenin konuşmasının sonunu duyabilseydi. Artık karabasandan hallice rüyasının bildik misafiri olan bu meçhul sese anlam yüklemekle geçmişti haftalar. Bu da boşa gitti, dedi içinden. “Saat kaç?” -Siz yatalı 2 saat olmadı, yanınızdaateşi bekledim. Lakin haberler iyi değil.Nedense bu sözle birlikte gecenin çöken solgununu hissetti genç. Sis kümesi tas duvarlara itinasız yerleştirilmiş demirlerin aralıklarından içeri giriyordu… Gecikerek hissettiği tek şeysoğukolmadı. Simdi dışarıdaki sesler de onu gerçeğe davet ediyordu. Bir kakofoniydi, şiddeti durumu bilmeyen birinin paniklemesine yeterdi. Ağaçtantekerleğingıcırtısı, tavarların sesleri, insanlarıntelaşı, haykırışlar... Seslerin uyandırdığı bu insani eylemler bütününe eşlik eden çelik sesi. Çelik sesini çocuklar sevmezdi, kendince. Küçükken dövülen kılıcın sesine bayılır, kınından çıkıp kalkana çarpan kılıcın çınlamasından kaçardı.Hatıralarından gelen bu gereksiz genelleme canini sikti. Ancak dışarıdaki muazzam çığlıkları 1000 nalbant çıkaramazdı. Farklı bir durumdu.Henüz geldiler demek… Genç sorumluluklarınıhatırladı, ayni anda çaresizliği de eşlik ediyordu. “Kaç kişiler?” -Cok.. Siz bilirsiniz efendimiz. “Neyi ben bilirim be adam?” akil danışmanının kendisine akıl sormasına tahammül edememişti. “Ben neyi bileyim? Ben miyim hoca sen mi?” -Kale duvarlarımızı güçlendirdik. İleri setteki delikler çok önceden onarıldı. Ağırsilahları yok. Merdiven dayamazlar ise erzakımız bize 10 gün yeter.
10 gün? Elbet beklemedikleri anda saldırıgelmişti ancak ikmal yollarıkapalı olmasa daha verimli erzak tedarik edebilirlerdi. Bu savaşyıllarındaen doğudaki bu balığa, yeni nesil kale kentlere balık denirdi, ulaşım çetindi, ancak kervanları koruyacak devriye yetersiz kalırsa böyle 10 günlük nefesin olur topu topu, iç geçirdi. Sona eren bir devrin çırpınışlarıyız, sonen bir düzenin yitip giden neferleriyiz. Danışmana dondu, yüksek sesle: « Yüzüme bakma be adam, git kapılara, kulelere bak Okçuları denetle, yağkızdırın. »
Karanlık holden boğuk sesler soğuk hava ile kapıaltından giriyordu. Hummalı ancak plansız bir hazırlıkbaşlamışolmalıydı genç generalin uykusunda. Sarmal merdivenlerden hızla inerken bir yandan tuniğiniçekiştirmeyi sürdürüyordu. Hiç sevmemişti askeri kıyafetleri, deriye de bir yabancılığı vardı. Keten gömleğe ise dayanamazdı, bej ve tonlarındaki gömlekleriyle gitsin diye taktiği sicim ve porselen muska boynunda duruyordu. Bozkırda sabah hep soğuktur. Ancak şafağın ve kasvetin ayni anda çöktüğü bir yerde soğuğunfarklı bir anlamıolmalı… Delikanlı kulenin kapısınıaçtığında iste bunu hissetti.Tanımlanamayan bir his… ihras….
0 yorum:
Yeni yorumlara izin verilmiyor.